Makale Detayları

Julius Caesar (William Shakespeare)

"Sen de mi, Brutus? Öyleyse öl, Caesar!" (Even you, Brutus? Then die, Caesar!)

          Shakespeare'in, M.Ö. 1. yüzyılda cumhuriyetle yönetilen Roma devletinin en güçlü adamı olan Julius Caesar'ın katledilmesini ve sonuçlarını ortaya koyduğu oyununda, diğer oyunlarında olduğu gibi, insan doğasını derin ve ince bir kavrayışla gözlerimizin önüne serdiğini görüyoruz. İlk bakışta ayrıntıdan yoksun, eksik izlenimi veren kimi konuların okurun ya da izleyicinin düş gücünü harekete geçirmek için özellikle ayrıntısız ve eksik bırakıldığı hissine kapılıyoruz. Harekete geçirilen düş gücümüz eserin derinliğini artırıyor ve üzerimizde yarattığı etki güçleniyor.

         Julius Caesar'ın ülkeye dikta rejimi getireceğini iddia ederek, Caesar'ın en güvendiği kişi olan Brutus'ü bile Caesar'ın katlinin gerekliliği konusunda ikna eden Cassius, insanoğlunun yıkıcı doğasının prototipi olarak karşımıza çıkıyor. Buna karşın, sinsi Cassius bile aldığı ağır yenilgi sonucunda kendini öldürterek (kısmen) onurlu da davranabildiğini gösteriyor, okuru günahlarının bir kısmını affetmeye zorluyor. Caesar'ın katli sonrası, ona sadık Antonius öyle soğukkanlı ve akılcı bir yol izliyor ki, yurttaşları Caesar'ın katillerine karşı kurnazca harekete geçiriyor, halkı ayaklandırıyor. Kitlelerin ne kadar kolay kandırıldığına, yönlendirildiğine ve insanoğlunun güce boyun eğme eğiliminin ne kadar güçlü olduğuna tanık oluyoruz. 

         Shakespeare'in hayalet, cadı vb. doğaüstü varlıklara eserlerinde sık yer vermesi, belki bazı okurlarda Shakespeare'in doğaüstü güçleri fazlaca önemsediği izlenimi bırakıyor olabilir. Ancak, derinliği uzunluğundan kat kat fazla olan eserler veren Shakespeare'in insan ruhunu güçlü bir şekilde kavradığını ve hayalet, cadı gibi varlıkların insan arzularının ürünü olduğunu tesbit ettiğini söyleyebiliriz. Çoğu karakterin -en acımasız görünenler de dahil- zaman zaman yoğun suçluluk duyguları yaşaması da bu tahminle örtüşür. Çünkü, isteklerin, arzuların gerçekleştirilmesi çoğu kez suçluluk duygularını doğurur. Karakterlerin hançerlenerek öldürülmesi, Julius Caesar gibi, ve hançerin sıkça katliam aracı olarak kullanılması Ödipal karmaşaya açık bir göndermedir. Hançerin erkek cinsel organının simgesi ve yedeği olduğunu biliyoruz. Elbette bir cinayet o dönemde mutlaka delici-kesici bir aletle işlenecektir, ancak hançerin karakterlerin önemli konuşmalarında da vurgulanışı ve onların ruhundaki yeri dikkate alındığında, bir cinayet aletinin ötesinde işleve ve öneme sahip olduğu görülecektir.

         Eserde kaydadeğer bir başka nokta, karakterlerin söylemleri sırasında şaşırtıcı şekilde gerçek amaçlarını açıklıkla ifade etmeleri. Gerçek yaşamda insanlar kişisel çıkarlarına uygun düşünceler, inanışlar geliştirme eğilimindedirler. Yarattıkları 'gerçeğe' önce kendilerini inandırırlar, sonra başkalarını. Kendilerini zaten inandırdıkları için, bir eylem için bir başkasının düşüncesini değiştirmeyi "kandırma" değil de, "ikna etme" olarak dile getirirler. Oysa, oyunda tam tersi bir durumla karşılaşıyoruz. Örneğin, Brutus bir diyalog sırasında rahatlıkla "...ben kandırırım.." ifadesini kullanabiliyor. Sanki Shakespeare insanların maskelerini kaldırıvermiş gibi. Sonuç: Gerçeklik. 

          (Yorumda 'Julius Caesar/William Shakespeare, Çeviren: Bülent Bozkurt, 4.Basım, Remzi Kitabevi' esas alınmıştır.)
You must be a registered subscriber in order to view this Article.
To learn more about becoming a subscriber, please visit our Subscription Services page.

Yazar: Psikiyatrist Dr. İbrahim Ateş
Eklenme Tarihi: 02.07.2009
Görülme Sayısı: 232

Geri
Bir hata oluştu.
Error: Unable to load the Article Details page.