Güneşli, aydınlık günlerin yavaş yavaş yerini karanlık, bulutlu, yağmurlu günlere bırakmaya başladığı sonbahar mevsiminde insanoğlunun ruh sağlığının sarsıldığı hepimizin bildiği ve yaşadığı bir gerçek. Günlerin kısalması sonucu güneş ışınlarından mahrum kalmamız en önemli neden olsa da, sonbaharın zihnimizde yarattığı olumsuz çağrışımlar da hiç küçümsenecek gibi değil.
Uzun ve özgür yaz günlerinden vazgeçerek, kısa ve derslerle dolu okullu günlere razı olmak bir öğrenci için kolay olmasa gerek. Pazartesi sendromunun bir başka şekli. İnsanoğlunun iyi hissetmesini sağlayan güneş ışınlarından mahrum kalması depresif ruh haline zemin hazırlamaktadır. Yaprakların sararıp solması, sonra dökülmesi, ağaçların çırılçıplak kalması, gökyüzünün ağlaması, gözyaşları dökmesi… Bütün bunlar bile aslında yaşanan hüznü, karamsar ruh halimizi açıklamaya yetebilir. Hüzün, karamsarlık derinleşirse depresyon (=ruhsal çökkünlük) ortaya çıkar. Depresyon kış boyunca, bazen de çok daha uzun süre devam edebilir.
Peki, depresyon sonbahar insanının yazgısı mıdır? İnsanlar gereğinde durumu farkına varıp ruh sağlıklarını korumaya yönelik tedbirler aldıklarında ya da kendi baş etme yöntemlerini devreye soktukları takdirde bu bir yazgı olmaktan çıkacaktır. Doğası gereği insan savaştıkça, mücadele ettikçe iyi hisseder, bu nedenle etkili olmadığı hissine kapılsa bile, verdiği çabanın, savaşın değerinde azalma olmadığını bilmelidir.
NELER YAPILABİLİR?
- Düzenli spor yapmak, fiziksel sağlığı olduğu kadar beyin kimyasını düzenleyerek ruh sağlığını da olumlu yönde etkiler.
- Düzenli spor yapamıyorsanız, gündelik yaşam alışkanlıklarınızda yapacağınız küçük değişiklikler büyük fark yaratabilir: Asansör yerine merdiveni tercih etmek, mesafe uygunsa araç kullanmak yerine yürüyerek ulaşımı sağlamak, yakın bir yere yürürken yolu biraz uzatmak gibi.
- Arkadaşlık ilişkilerini güçlendirmek: Özellikle dostlarla derin sohbetler, paylaşımlar rahatlatıcıdır ve aynı zamanda insanın kendisini ve sorunlarının olası çözümlerini keşfetmesinin etkili yollarındandır. Bazen insan bir sorununu anlatırken, daha önce aklına gelmeyen bir yol, bir yöntem zihninde belirebilir.
- Sosyal etkinliklere katılmak: Zorunluluk ya da formalite nedeniyle sosyal bir ortamda bulunmayı sosyal etkinlik olarak adlanladıramayız. Hatta bazen sosyal zulüm haline gelen durumlar vardır. Burada önerilen, kişinin tamamen içinden gelen, katılmaktan keyif aldığı bir etkinliktir.
- Zevk alınan etkinlikleri daha sık tekrarlamak da özellikle bu dönemde koruyucu olacaktır.
- Duyguların paylaşımı: Özellikle bulutlu, yağmurlu, fırtınalı havalarda insanlar küçük de olsa kapalı mekanları doldururlar. Bu insanları yakınlaştıran bir etken haline gelebilir. Yüksek sesle canlı müziğin olduğu bir eğlence ortamında insanların yalnızlaşması (istisnai durumlar hariç) ama konuşmaya elverişli bir ortamda sohbet derinleştikçe insanların birbirlerini gerçek anlamda tanımaya başlamaları ve yakınlaşmaları sık görülen bir durumdur. Bir ailenin akşam topluca pür dikkat bir pembe dizi izlerken, elektriklerin kesilmesi, bunu izleyen söylenmeler ve arkasından başlayan herkesin birer birer katıldığı keyifli bir sohbet çoğumuzun yaşadığı bir durumdur. Bu tür paylaşımlar da ruh sağlığı açısından koruyucu olacaktır.